2.3. Kaygı Bozukluğu

Detaylı İçerik Arama

Herhangi bir filtre seçin ve sonuçları görmek için Uygula'ya tıklayın.

Kitap Kategori: 

2.3. Kaygı Bozukluğu

Kaygı bozukluğunun belirtileri 4 ana başlık altında incelenebilir.

Bunlar;

  • Bilişsel ( zihinsel),
  • Duygusal,
  • Davranışsal,
  • Fizyolojik belirtiler

olarak sıralanabilir. 

Kaygının ortaya çıkması beden üzerinde değişik tepkilerle görünür olabileceği gibi  gözle görülemediği halde vücutta yarattığı değişik etkiler sonuncunda da görünür hale gelebilir.

Sunum esnasında kaygı düzeyi yüksek olduğu takdirde bu başlıklar altında yer alan belirtiler ortaya çıkabilir. Dolayısıyla sunum açısından istenmeyen ve olumsuz sonuçların ortaya çıkması muhtemel hale gelir.

Kim böyle bir duruma düşmek ister ki!

Şimdi bu sınıflandırmaları birlikte inceleyelim.

2.3.1. Bilişsel Belirtiler

  • Gerçeklik duygusunda değişme
  • Çevrenin değişiyor gibi algılaması
  • Dikkatini vermede zorlanma
  • Dikkat dağınıklığı
  • Kontrolünü yitirme kaygısı
  • Fiziksel zarar göreceği endişesi

Bu maddeler ‘’Bilişsel Belirtiler’’ içinde yer alan ve olası kaygı durumlarında görülebilecek tepkilerdir. Sunum sırasında bilişsel kaygı belirtileri ortaya çıkacak olursa bu maddelerden dikkat dağınıklığı, kontrolünü yitirme kaygısı, dikkatini vermede zorlanma muhtemel ortaya çıkacak olanların başında yer alır. Bunlar ortaya çıktığında o sunumun başarılı olması, katılımcıları olumlu ve beklenilen düzeyde etkilemesi mümkün olmayacaktır. Böyle bir durumda katılımcılarda sunumu yapan kişide kendisini iyi hissetmeyecektir.

2.3.2. Duygusal Belirtiler

  • Korku
  • Huzursuzluk
  • Çaresizlik
  • Alarm Duygusu
  • Panik

Korku kelime anlamı açısından ‘’İrade ve mantıkla kontrol altına alınamayan , insanın içini daraltan yakın bir tehdit hissi’’ olarak ifade edilebilir. Geniş alana yayılmış bir yapısı vardır. Hayvanlardan, yüksekten, kapalı alanda kalmaktan korkmak vb. Bu örnekleri çoğaltmak da mümkündür. Sunum esnasında sunumu yapan kişi kendisine bilmediği bir yerden soru gelmesinden, elektrik kesintisinden, ayağının burkulmasından, elbisesinin yırtılmasından korkabilir. Korku kişinin kendi düşüncelerinin sebep olduğu bir duygudur. Ne yazık ki çoğu zaman korkuyu yaşayan kişiler bunun kendi düşüncelerinden kaynaklandığını bilmedikleri için etkili bir çözüm üretme yoluna gitmezler ve çaresizlik yaşayarak, korkularını kriz boyutuna taşıyabilirler. Yaşanan bu krizler de kaçınma davranışlarını arttırarak hayattan zevk alma potansiyelini azaltır.

 

Öte yandan, korku hissini yaratan ortamdaki düşüncelerini sorgulayan ve bu ortamdan kaçmak yerine üstüne giden kişiler, bu duygularını yenmeleri sonucunda önemli beceriler kazanmalarının yanı sıra kendilerine olan güven ve yeterlilik hislerinin artması gibi anlamlı gelişmeler de gösterirler. Korku, içinde bulunduğumuz duruma değil, bu durum için geliştirdiğimiz düşüncelerimize verdiğimiz bir reaksiyondur. Bu nedenle, korkuyu yenmek için kontrolün bizde olduğunu fark edip, korku hissi uyandıran düşünce tarzımızın doğruluğunu sorgulamamız gerekir. Bu sorgulama sonucu korktuğumuz ortamla yüzleşip, korkumuzu yenebilirsek bu bize hem yeni beceriler kazandıracak, hem de kendimize olan güvenimizi arttırarak mücadeleci bir kişilik geliştirmemize katkı sağlayacaktır.

Huzursuzluk belirtisine değinecek olursak insanda tuhaf durumlar karşısında oluşan duygulanım durumu, içten gelen sıkıntı olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Huzursuzlukta başlangıç- sonuç yoktur. Belirsizlik vardır. Bu belirsizlik karşısında kişinin farkında olmadığı tepkileri vardır. Huzursuzluk durumu şu kadar süre sürer denilemez. Çok kısa anlık ta olabilir saatlerde sürebilir.

Endişeden bahsedecek olursak; zihinde dolaşan ince bir korku akıntısı olduğunu söyleyebiliriz. Ne kadar uzun süre akarsa o kadar derin iz bırakır. Hangimiz bir olay karşısında endişeye kapılmadık ki! Sanırım hepimizin endişelendiği anlar oluyor.

Çaresizlikte kişinin kendini yetersiz hissetmesi, öz güvenin sarsılması durumu hakimdir. Bu duygu içinde olan kişinin performansının yeterli olması beklenemez. Bu durumda olan kişi kendini yardıma muhtaç olarak hisseder. Desteklenmek ister.

Alarm duygusuna değinecek olursak; bu duygu kişinin içinde sanki bir zil çalmasına sebep olur. Bu zil çaldığında kişi arkasından ne geleceğini bilir ve bekler. Alarm muhtemelen olumsuz bir şeyin geleceğiyle ilgili çalar.

Panik belirtisinden bahsedecek olursak ‘’Aşırı ve normalin dışına taşmış korku halidir.’’ demek yanlış olmaz. Aniden başlayan sinir sistemi aktivitesiyle birlikte baş dönmesi, çarpıntı, titreme, sararma, terleme, kusma vb .söz konusudur.

2.3.3. Davranışsal Belirtiler

Kaygı bozukluğunun davranışsal belirtileri arasında yer alan ‘’Kaygı yaratan durumdan kaçınma davranışı ‘’  ‘na bilinen bir örneği rahatlıkla verebiliriz. Kişi kalabalık ortamda kendini rahat hissetmiyorsa böyle bir ortama girmemek için elinden geleni yapar.

Sizin herhangi bir kaygı yaratacak durumdan kaçınma durumunuz oldu mu?

Belki 30  saniye bunu düşünmeniz için gerekebilir. Cevabı kendinize vermeniz ve böyle bir tespit yapmanız çok önemli! Böylece kendinizin farkında olma ve yüzleşmeyi gerçekleştirmiş oldunuz.

Kaygı düzeyinizi artıracak bir durumla karşı karşıya geldiğinizde dona kaldığınız oldu mu?

Bu iki belirtide sizi bulunduğunuz ortamda zor duruma düşürecek belirtidir. Kim böyle olumsuz  bir deneyim yaşamak ister ki! Burada bu iki belirtinin ‘’Kaygı yaratan durum ‘’ unsuru sonucunda ortaya çıktığını görebiliriz. Bu tür yaşantısı olan kişilerin kendilerinde kaygı yaratan durum unsurlarının farkında olup uygun şekilde önlemlerini alabilmeleri önemlidir.

2.3.4. Fizyolojik Belirtiler

  • Kalp çarpıntısı
  • Kan basıncı değişiklikleri
  • Soluk renk ya da yüzde kızarma
  • Nefes darlığı
  • Ağız kuruluğu-Yutma güçlüğü
  • Sıcak basması
  • Kusma
  • Aşırı terleme- Baş dönmesi
  • Ellerin bacakların titremesi
  • Sesin çatallaşması

Sunum kaygısının çok az bir bölümü dinleyici tarafından fark edilir. Fakat bu belirtiler sunumun kalitesini fazla düşürmez. Eğer sunumu yapan kişi sesinin çatallaştığını fark ederse dinleyicinin de fark edeceğini düşünüp huzursuz olur. Bunun sonucunda da bedensel rahatsızlıklar artar. Bu kısır döngü haline dönüşürse sunumu yapan kişiyi sunuma devam edemeyecek hale getirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi ilk başta sadece sunumu yapan kişinin fark ettiği belirti sunumu yapan kişi tarafından büyük bir soruna dönüştürülmüş olabilir. Sunum öncesi dinleyicileri tanımak bu olumsuzluğun önüne geçmek açısından avantaj sağlayabilir. Katılımcılar düşman değil, yalnızca meraklıdırlar bunu unutmamak gerekir.

Bilişsel, duygusal, davranışsal, fizyolojik belirtilerin birbirinin sebep ve sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Belirtiler birbirinden bağımsız değildir.

Yeni yorum ekle